


Bahçemdeki Ateş Böcekleri
Açıkçası filmi sırf Julia Roberts oynuyor diye gittim fakat biraz hayal kırıklığına uğradım. Aslında sinemadan çıkınca kafam karışıktı. Hala Bahçemdeki Ateş Böcekleri filmini anlamaya çalışıyordum ve kendi kendime acaba birşeyler mi kaçırdım diye soruyordum.
Bunun nedeni ise filmin ne anlatmak istediğini anlayamamış olmamdı. Filmin başından sonuna kadar hep birşeyler olacak diye bekledim. Öyle bunaldığım anlar oldu ki yine de kendi kendime filmin sonuna doğru birşeyler olacak diye öyle sürekli beyaz perdeye baktım durdum ve birden filmin bittiğini görünce bir şaşkınlık içinde kaldım. Acaba filmi izlerken uyuya kaldım da konuyu kaçırdım mı diye düşündüm ve sinemadan çıkınca bu düşüncem devam etti.
Bahçemdeki Ateş Böcekleri filminin konusunu anlamadığım için filmi anlatmanın bir sakıncası yok sanırım. Bizim havuc emreye benzeyen bir çocuk ve aşırı uyuz ve sinir bozan bir baba. Yani siz izlerken sinirleriniz geriliyor ve film birden yıllar sonrasına gidiyor. Çocuk büyümüş ve ailesini ziyarete geliyor. Fakat gelişinde acı bir süpriz oluyor ve annesi yani Julia Joberts trafik kazasında ölüyor. Kazaya neden olan çocukta yeğeni ve çocuk bunalıma giriyor.
Babası yüzünden çok kötü bir çocukluk geçiren Michael'da çocuğun durumunu görüyor ve yeri geldikçe yardım ediyor. Film arada sürekli geçmişe gidip başından geçenleri gösterip geri geliyor ama aradaki bağlantıları pek anlayamıyorsunuz. Bir tarafta kazaya neden olan bir çocuk, diğer tarafta kötü bir çocukluk geçiren bir adam. Kazadan dolayı baba çocuk arasındaki ilişkiye vurgu yapmak istiyorlar desem o da yok. Film böyle gidiyor. Geçmişe gitmeler ve konuşmalar. Sonra bir bakıyorsunuz adam geldiği gibi gidiyor ve film bitiyor. Tabi filme adını veren Bahçemdeki Ateş Böcekleri kitabını yazmaktan vazgeçiyor çünkü babasının onu gerçekten sevdiğini düşünüyor bir video izleyerek.
Yani açıkçası nesini anlatacağımı da bilmiyorum. Filmin ne demek istediğini zaten anlayamadım ama dedim ya hep birşey olacak ümidi ile o bunaltıda sinemada bekledim ama hiçbirşey yok. Beni film boyunca şaşırtan sadece oyuncu kadrosu oldu çünkü ardı ardına çok iyi oyuncular görünmeye başladı. Julia Roberts, Örümcek adamdan tanıdığınız Willem Dafoe, Emily Watson, Matrixden tanıdığınız Tirinity Carrie Anne Moss , fantastik dörtlünün lastik adamı Ioan Gruffudd... Diyorum ya kadroyu görünce daha bir merakla bekliyorsunuz ne olacak ama diye de boşuna beklemeyin birşey olmuyor.
Evet ben açıkçası Bahçemdeki Ateş Böcekleri filminden birşey anlamadım. Çok basit bir dram anlatılıyor ve filme adını veren ateş böcekleri ile ilgili bir sahne var ama onunda filmin konusu ile hiçbir alakası yok. Ortada bir kitap var ve büyük ihtimal çocuğun yaşadıklarını anlatıyor ama filmin konusuna bağlantısı yok. Sonuç olarak geçmişteki en değerli varlığını kaybeden bir adam ve onun ölümüne neden olan bir çocuğun dramı var ki adamınki dram bile sayılmaz.
Ben açıkçası büyük hayal kırıklığına uğradım ve size tavsiyem sinemaya gidip boşuna Bahçemdeki Ateş Böcekleri filmini izlemeyin. Ne tat alabileceğiniz birşey var nede bir konusu var. Sadece oyuncuları var ama o da sadece kafa karıştırıyor bu kadar iyi oyuncularla nasıl böyle bir film çekilebilmiş diye.






başarılar diliyorum






