Şuan içinden ne yazmak geçiyorsa onu yaz... bu cümleyi kuran bi siteyi çok aradım aslında çok değil ama kısa yaşamımda her dakika saat benim için. her güne salladığım elim yorgun düşüyor, yere eğiliyor, herkesiz görebileceği bir yerde olması gerekirken. hep yazarım çok yazarım. belkide konuşamamak çekiyo beni yazmaya. ne zaman yazamasam kendimle konuşup dertleşirim. çünkü bulamam anahtarımı elinde tutan kişiyi. hep tek dostum ben. aslında çok arkadaşım var ama nedense çok mutsuz olduğum saatler, toprakta verimli kısım. ve oldukça bol. bu yazının okunmayacağının farkındayım. kimin umrunda. okunsun diye yazmıyorum ki yazmak için yazıyorum. benim gibi yazmak isteyenler benim gibi yalnızım diye yakınırlar hep. en azından benim gördüğüm bu.halbuki sadece bakmaları gereir etraflarına. o kadar çok yol var ki. benim sorunum o yolları görüpte adımımı atamamam, belkide atmamam. şunun farkına varıyor insan, diğer insanlara -ki ben insanlara şehirler derim- diğer şehirlere gitmezsen, ordaki yaşamı yaşamazsan, pencerelerinden içeriye kafanı sokmazsan, mahzeninin esirisin. mehzeninde delisin, etrafı ararsın bi çıkış için. benim bulabildiklerim seslerin simgeleşmiş hali, kelimeler. çıkışa açılan umut kapakçıkları. herbirinin tadi ayrı, lezzeti farklı güzel. ağızda dağılırlar, bi kullanırsın bi daha asla geri gelmezler. belki dil onları kopyalar ama her kopyada kalite düşer. tadının süresi gün gelir elbet biter. ağızda dağılmayan oluverirler birden. ikinci el çiğnenmiş sakız olurlar. benim ağzım ciklet tarlası. onları tükürmeye ihtiyacım var. büyüklerimizden yerlere tükürmenin ayıp olduğunu öğrendeik o halde bende buraya bırakırım benden ayrılmayacak sakızlarımı...